Tanımlamaya gücün yetmediğinde beni , adımın ötesinde bir ruh hali aldığımda , dil ötesi işlevini zorla ; kırmızı de bana. Sadece kırmızı.
Acı bir hayat hikayesi olmasa da yaşadığı tüm acıları hayatının her noktasına yaymış ve yaşadığı her şeyi kenarları sivri kristallere benzeten bir kırmızı’dan bahsediyoruz sevgilim. Beyaz bir ışık gibi içinden geçmek isterim , hem yaşadıklarımın hem senin. Adım gibi kırmızı olamam , sahte sevgi zehirlenmelerinden mora çalmış yüreğimin temsilinde geçerim küçük kristallerden. Kırmızı olsam kırılmam öyle çok hızla çıkar giderim. Ama mor ayrı bir sürünür
acının pençesinde , filtresi olmayan bi ömrün sahibesiyim.
Ve sivridir kenarları dedim , hareket ettikçe batıyor ayaklarıma ben de batıyorum. Yavaş yavaş , ince ince. Biliyorsun ben tekin sularda yüzmüyorum , bulunduğum yer bataklık (bkz: bir kadeh üzüntü) . Ben de duygularım da , hepimiz batıp kaldık.
Kanattığı yerlerden dolayı kırmızıyım , gözümde donan gözyaşı yüzünden kırmızıyım , ihanetin kara saçına kara gözüne aşık olduğum için kırmızıyım , seni sevdiğim için kırmızıyım.
An beni her hücrene yaz beni.
Kırmızı diye haykır dağlara .
Öyle böyle herkes beyaz ; suçsuz masum giriyor birtakım olaylar bütününe ancak çıktığında anlıyor ne denli yıprandığını . Benimki de o misal , lâl misali sevgilim. Belki de kırmızı diye anıldığım içindir kırma korkusu indirgenmiş hayat şartları.
Benim balta girmemiş emsalsiz bir duygu ormanım var sevgilim.
Ağaçlarımda adının dört altın harfi kazılı .
Tanımlayamazsan yalnız kırmızı de bana sadece kırmızı.
Paylaşacaksak tüm bunları buyur sana ait kırmıznın ormanı . Ama unutma yüreğim mora çalıyor ona göre seç kristalini. .
Lâl Misali.
29.01.10 ~ 20:02
Gözdemirbilek.